Flash

6/recent/ticker-posts

NE EKİYORSAK, ONU BİÇİYORUZ

               NE EKİYORSAK, ONU BİÇİYORUZ

          Değerli okuyucularımız, dua ve selamla yazıma başlıyorum. Dünya, kendi iç dünyamızın rengine boyandı.

Hep ağzımızda pelesenk olmuş "dünya değişti" sözü, sadece ağızda kalan bir söylem olup, gerçek olan ise bizim değişmiş olmamızdır. Değişimler sonucu nasibini alan tüm yaşantılar ve yaşantıların yansıması olarak, erozyona, mutasyona ve deformasyona uğrayan dünyamızdır. Bir zamanlar dünyamız ve içinde yaşadığımız hayatlar, saf niyet ve samimi düşünce tarlalarımıza ekilen doğal (organik) tohumların sonucuydu. Bunun karşılığında, hayatımızın, yaşantılarımızın ve dünyamızın kimyasını olumlu bir şekilde bizlere dönüşünün tatlı elmasının hasadını bir nevi yaşıyorduk.

Günlük yaşantılarımızda "Ah, ne güzeldi eski zamanlar!" derken, bu güzel tatlar sadece geçmişin mevsiminde kaldı. İnsanlığın bir nevi asr-ı saadeti olarak da sayılabilecek bu yaşanmış güzellikler ve bu güzelliklerle rengârenk ve canlı bir hâl alan dünyamız, maalesef bugün kayboldu. O şifa gibi gelen iklimde, insanlık güneşlenerek dallanıp budaklanarak içinde yaşadığımız hayatlara tat ve lezzetler katıyor, bizi biz yapan değerlere sımsıkı bağlatarak insanlığımızı ve insan olabilmenin gereklerini yerine getiriyordu. Bu saf ve samimi niyet ve düşünce tarlalarımız bizlere iyi hasat verdiği için, gönül ve düşünce dünyamızın ak niyet rengine boyayarak, bu renk ve ışık bir atmosfer gibi dünyamızı ve bizleri kuşatarak adeta kendimize gelmiştik. Kötülük ve zalimlik kara bulutlarını kendimizden uzaklaştırmıştık.

Bu içimizi ve dünyamızı ısıtan düşünüş ve gönül bahçemiz, bir ahenk içinde insanlığımızın verdiği vasıfları yerine getirmenin şerefiyle dünyamıza ve yaşantılarımıza adeta şeref katıyordu. Aile yaşantımızda büyüklere saygı, küçüklere sevgi, edep, adap ve hayanın temelleri sağlam atılmış, bu güzellikler aileden çevreye, topluma ve dünyaya yayılmıştı. Adeta kendi cennetimizi yaşıyorduk.

Merhametimiz, insan sevgimiz, misafirperverliğimiz, kardeşliğimiz, komşuluk münasebetlerimiz, akrabalarla olan ilişkilerimiz ve yardımseverliğimiz yaşantımıza ve dünyamıza apayrı bir tat ve lezzet katmıştı. Zaman bizim için sanki hiç geçmiyordu; sanırdık ki hep aynı yaştaydık. Komşusu açken yatmayan, sıkıntısı olan, yolda kalan, derdi olan, borcu olan, hasta olan insanların imdadına koşan, acılarına duyarlı bir insanlık hassasiyeti vardı. İnsanlar birbirlerinin sorunlarını ve sıkıntılarını, bir bedendeki eklemler gibi tamamlarlardı. Kimse kimsenin namusuna, mal ve canına kötü gözle bakmazdı. Başarı ve yükselmelerde haset ve çekememezlik yoktu. Samimi bir şekilde birbirlerine yardım etmek vardı. Başarı, ortak bir sevinçti. Sevinçler paylaşıldıkça artar, acılar paylaşıldıkça azalırdı.

 

Gün geldi, aldatıcı dünya sevgisi bir dalga gibi gelip, bizi ve bedenimizi kuşatarak, temiz ve saf olan iç dünyamız ile kalplerimizi tuzaklarla fethetti. Kalplerimiz ve düşüncelerimiz deforme oldu. İçimizdeki manevi dünyanın canlı iklimine, adeta ölü toprak serperek tüm güzelliklerini toprağa gömdü.

İşte şimdi, dünyamıza ve hayatlarımıza yeni bir iklim egemen oldu. Bu iklim, zalimliğiyle, acımasızlığıyla, adaletsizliğiyle, haya ve edep perdesinin kalktığı, maddiyat ve çıkar esasına dayalı bir dünya yarattı. Biz istedik, biz yaşıyoruz ve şimdi içimizde kaybettiğimiz saf ve temiz dünyamızın, zalim bir dünya ve yaşantıya devir tesliminin pişmanlığını hep birlikte yaşıyoruz.

 

Vesselam

Nevzat AKSOY

Yorum Gönder

0 Yorumlar