Papa 14. Leo'nun Ziyareti ve Diplomasi Perdesi Altındaki Gerçekler
Vatikan Devlet Başkanı Papa 14. Leo'nun Türkiye ziyareti, diplomatik nezaket diliyle "barış, diyalog ve ortak gelecek" söylemleri üzerinden sunulsa da, bu tabloyu sadece yumuşak bir temas olarak görmek gerçekçi değildir. Çünkü Vatikan'ın tarihi, bugün kullanılan ılımlı üslubun çok ötesinde, yüzyıllardır Müslüman toplumlar üzerinde yürütülen sistematik kültürel, dini ve siyasi nüfuz girişimlerinin kayıtlarıyla doludur. Bu yüzden Papa'nın Ankara'daki mesajları, bazı kesimlerde haklı bir tedirginlik uyandırmaktadır. Bu tedirginliğin nedeni diplomasi değil; misyonerlik faaliyetlerinin modern formda yeniden hareketlenmesi ihtimalidir.
Papa'nın Türkiye'yi "dünyanın geleceğinde kilit bir ülke", "duyarlılıkların kavşağı" ve "köprü kuran bir medeniyet merkezi" olarak tanımlaması kulağa hoş gelse de, Vatikan'ın uzun yıllardır kullandığı taktiksel dilin bir parçasıdır. Övgü dolu ifadelerin arka planında, bölgedeki Müslüman toplumları etkileme, yönlendirme ve yumuşak güç mekanizmalarıyla dönüştürme hedefi bulunmaktadır. Ziyaretin logosu olarak Çanakkale Boğazı üzerindeki köprünün seçilmesi bile, sadece sembolik bir jest değildir; "Bu coğrafyadayız, yeniden dokunuyoruz" mesajı taşıyan ince bir stratejinin işaretidir.
Tarih bize öğretmiştir ki, misyonerlik artık kapı kapı dolaşan kişilerle yapılan bir faaliyet değildir. Modern misyonerlik; medya, kültür, insani yardım projeleri, eğitim programları ve uluslararası diplomasi dili üzerinden yürütülmektedir. Yani yöntem değişmiş, ancak amaç değişmemiştir. Bu nedenle Papa'nın Türkiye'ye yönelik nezaket cümlelerini, Vatikan'ın bu topraklardaki tarihsel planlamalarından bağımsız değerlendirmek mümkün değildir.
Ziyaretin yapıldığı döneme baktığımızda tablo daha da anlam kazanıyor: Ortadoğu yeniden karışık, Avrupa ciddi bir kimlik endişesi içinde, küresel güç dengeleri hızla değişiyor, Türkiye hem içeride hem dışarıda yoğun baskılara maruz bırakılıyor. Tam da bu süreçte Vatikan'ın Türkiye'ye "dostluk" mesajlarıyla gelmesi tesadüften ibaret değildir. Bu, yeni bir etki alanı kurma çabasının başlangıcı, misyonerlik faaliyetlerinin güncellenmiş bir hamlesi ve İslam coğrafyasına ait dengeleri yeniden şekillendirme girişimidir.
Müslümanların bu ziyaretlere ihtiyatla yaklaşması tam da bu nedenle gereklidir. Çünkü tarihimiz, bizi rahat durmayan, plan yapmaktan asla vazgeçmeyen bir yapıyla karşı karşıya olduğumuz konusunda defalarca uyarmıştır. Bugün de durum farklı değildir. Diplomatik nezaketin ardında, yeni projeler, yeni yönlendirmeler ve yeni nüfuz mekanizmalarının devreye alınacağı güçlü bir ihtimal olarak durmaktadır.
Papa 14. Leo'nun Türkiye'ye yönelik sözleri ne kadar yumuşak olursa olsun, Vatikan'ın niyetinin her zaman diplomatik olmadığını geçmiş açıkça göstermektedir. Bu ziyaret, sadece bir dostluk mesajı değil; Müslüman toplumları yeniden dizayn etme çabasının modern bir adımıdır.
Bu yüzden Türkiye, tarihi hafızasını diri tutmalı, kimliğini gevşetmeden, bu diplomasi perdesinin ardındaki gerçek hedefleri doğru okumalıdır. Çünkü sözler zarif olsa da, stratejiler her zaman keskindir; düşman ise hiçbir zaman tamamen uyumaz.
Selam ve Dua ile
Zübeyt BOZKURT
0 Yorumlar